Feeds:
Posts
Comments

Posts Tagged ‘susmak’

-35-

“Genellikle insanlar en çok konuşmak istediklerinin yanında susarlar” bir yerde duymuştum bu sözü. Kafamın bir köşesinde gezinip dururken karşıma çıktı tekrar. Suskunluğun ne dingin fırtınalara gebe olduğunu bilirken bu söz biraz daha anlam kazanmıştı benliğimde. “Acaba gerçekten bir işe yarıyor muydu suskunluk?” diye sordu deli. Sessiz kaldım bir fırtınanın gölgesini gözetirken, ufukta bulutlar usulca toplanmıştı. “Gök gürültüsünün sesini nasıl bastırabilirdi ki insan sessizlikle” diye sordu bu sefer deli. Sessizlik mühürlü bir kapıdır, dipsiz bir kuyu ardına pek çok şeyi sığdırabildiğin, anahtarı dil olan bir kapı.

 

Sessizlikle çok şey de anlatılabilir doğru, ancak delinin sorduğu şu soruyu göz ardı etmeden de yapamıyorum. “Kaç kere rahatsız edici bir sessizliğin ortasında durup onu parçalara ayırmak istedin? Kafanın içindeki cevapların ortasında durup da doğru olanı verecek kişinin sessizliğine boyun eğdin?”  Haklıydı pek çok kere böyle bir sessizliğin ortasında durup kalmıştım. Bütün cevaplar arasında doğru olana bir adım mesafede iken sessizlikle engellenmiştim. “Ses duvarı böyle bir şey mi?” diye sordu deli ister istemez güldüm. Aslında soru hiçte saçma gelmemişti aksine belki aradığım garip örneğin bu olmasıydı komik olan. Evet! o ses duvarı hepimizin etrafını sarıp sarmalar ve ne zaman bir şey onu aşacak olsa büyük bir gürültüye sebep olur. Büyük suskunlukların ardından gelen o ilk söz gibi, o duvarı aşıp gelen ilk söz, bizi sarsar iyi de olabilir kötü de bunu sadece söyleyen ve sözün muhatabı belirler ama ortak olan çok gürültü çıkaracak oluşudur. Çok sessizde olabilir diyen sesleri duyar gibiyim. Ne kadar sessiz olursa olsun söyleyen ya da söylenen kişinin içinde kopardığı kıyametin sesleri görmezden mi geliyorsunuz diye sorarım o zaman.

 

Gerçekten garip dedi ihtiyar her insan aynı şeyden şikayet eder hepsinin cümlesi de ortaktır “ Müneccim miyim ben nereden anlayayım öyle olduğunu\hissettiğini\düşündüğünü bana hiç bir şey söylemedi ki?” ancak söz konusu durumu kendisinin de başkalarına yaptığının farkına bile varamaz. Bu konuda haklıydı ihtiyar. Kafamı onaylar biçimde salladığımı gören ihtiyar dayanamadı “sen niye bugün sessizsin peki?” bugün mü? Genellikle sessiz demen lazım” diye atıldı deli. Sizin konuşmalarınızı dinlerken konuşmaya ihtiyacım olmuyor pek diye cevap verdim. “Bütün sessizliğin bizim yüzümüzden mi diye sordu deli” cevap veremeden ustamın sesi geldi “Bütün sessizliği değil elbette diğer sebepleri ne bende merak ediyorum” dedi sesindeki alayı hepimiz anlamıştık elbette diğer sebepleri biliyordu ancak konuşması gereken o değil bendim.

 

Sessizliğin bilgeliğini aramamı sen istememiş miydin? Diye sordum ustama. “Doğru ancak gözünden kaçan bir nokta var. Sessizlik ile bilge olunsaydı en büyük bilgeler taşlardan çıkardı.” Diye cevap verdi. “Yanlış hatırlamıyorsam taşlar dahil her şeyin evrende yankılanan bir sesi olduğunu da sen söylemiştin” dedim ustama. “O sesleri duyabiliyorsan dinlemeyi öğrenmişsin. Ancak sessizliğin bilgeliği susmak değil bunu unutma” “sessizlik uyumlu olmayı öğrenmek ile başlar soyutlanmakla değil. Etrafındaki her şey ile uyumlu olabilmek için önce onların konuşmasına fırsat vermen gerekir bu da sessizlik ile olur. Sana söylediğim sessizliğin bilgeliği bunun ile başlar”. Anladım dedim ustama ve hatalarımı tekrar gösterdiği için teşekkür ettim. Fırtına yükünü şehrin üzerine atarak yavaş yavaş dinerken sessizliğin farklı anlamda geri gelişini seyre koyuldum…

 

Çağrı SEFEROĞLU

Advertisements

Read Full Post »