Feeds:
Posts
Comments

Posts Tagged ‘tuğla’

-34-

“Düşlerini kaybetmiş biri için uyku zamanı yiyip tüketen bir canavardan başkası değildir” diye mırıldandım kendi kendime. O sırada bu duruma en uygun olabilecek söz bu gibi gelmişti. “Bütün bu uykusuzluğun düşlerini yitirdiğin için mi?” diye sordu deli. Aslında yitirip yitirmediğimden değil sadece kafamın içini saran sislerin ardında kaldıkları için diye cevap verdim. Sadece sorulardan ve şüphelerden ibaret bir sis. “Biz de seni arıyorduk” diyen ihtiyarın sesi geldi birden. “Ben de…” diye cevap verdim ihtiyara. “Ben de kendimi arıyorum”

Nicedir kaleme sarılmamıştım. Kelimeler de bu sisin içinde yer almaya başladığında artık bir şekilde kendimi çekip çıkarmam gerektiğini fark ettim. Daha önceki sayfalarımın arasında bir müddet cevap aramaya koyulduğumda cevabımı bu anlamsız gibi görünen kelime yığınları arasında bulabileceğimi fark ettim. ”Ne aradığını bilmek onu bulmanın yarısıdır” dedi ihtiyar. Ne aradığımı biliyorum diye cevap verecekken ustamın sesi geldi oturduğu köşeden. “Aradığını sandığın şey aslında o kadar uzakta değil. Etrafındaki kaygı duvarını kaldırman yeterli, o duvarı kaldırınca göreceksin karşında duruyor olacak.”

Haklıydı ustam hepimizin bir şekilde fark etmeden yaptığı şeyi yapıyordum. Çoğu zaman karşımızdaki ne düşünür? Acaba söylediklerimle onu incitir miyim? Korkularımı gösterirsem zayıf mı görünürüm? Gibi sorulardan oluşmuş tuğlalarla en çok aradığımız şeyin, içimizde etrafına duvar örüyoruz. “ Ne olmak istediğini anlamak için önce ne olduğunu bilmen gerekir. Ancak her kaygı tuğlası koyduğunda olduğun kişiden kendi özünden o kadar uzaklaşırsın ve bu basit gibi görünen söz bile senin için imkansız hale gelir” diye devam etti ustam. “Sadece bununla da kalmaz insanların o özü tanımasına da imkan vermemiş olursun” diye ekledi ihtiyar. Doğru söylüyordu ihtiyar şimdiye kadar kaç kişi gerçek beni tanımıştı. Kaç kişi korkularımı, üzüntülerimi, sevinçlerimi, umutlarımı vb. şeyleri biliyordu. “Sen buna ne kadar izin verdin ki” diye mırıldandı ustam buna ne kadar izin verdin ki…

“Peki bunun düşlerle ne alakası var” diye sordu deli. “Duvarların arasında olandan çok o duvarı örenin ise o düşler, bunu fark ettiğinde onlar artık sana ait olmazlar” diye cevap verdi ihtiyar. Onlar artık kaygılarının düşleridir. Ve o düşleri elde etsen bile hep sanki bir şeyler eksik gibi gelecektir. “Ama bu iyi bir şey değil mi bir şeylerin eksik olduğunu hissetmek bu sahte uykudan uyanmanı sağlamaz mı? Elindekine baksana mesela” dedi deli. Bunu dedikten sonra elime baktım ve o zaman elimdeki tuğlayı gördüm. Örmeye devam ettiğim koca bir duvarın önünde elimde tuğla ile dikiliyordum. “Nihayet” dedi ustam “Nihayet görebildin” nihayet dedim bende kendi kendime elimdeki tuğlayı bırakırken nihayet…

Artık ördüğüm bu duvarı tek tek yıkmam gerekiyordu. Biraz zaman alacak belki dedim ama başladıktan sonra gerisi gelir nasılsa. “Merak etme bende sana yardım ederim” dedi deli bakarsın bu tuğlaların arasında sormak için yeni sorularda bulabilirim. Belki de diye cevap verdim. Duvara öylece bakarken deli usulca yaklaşarak “Yazdığın diğer şeylerden haberim yok sanma bu kadar uzun aranın sebebi sadece bu olamaz değil mi?” diye fısıldadı. “şşşşş kimselere söyleme bu aramızda kalsın senden de bir şey kaçmıyor” dedim “Bize göstermeyecek misin? diye sordu “Belki bir gün ama şimdilik bu deftere yeni sayfalar eklemeye devam edelim”…

 

Çağrı SEFEROĞLU

Advertisements

Read Full Post »